“Avcılar’da  özel bir tıp merkezinin sahibi olan doktor, yanında çalışan ve 3 yaşındaki çocuğunun annesi olduğu öğrenilen Azerbaycanlı kadın doktoru tabancayla vurarak ağır yaraladı.“

07.11.2019 cnnturk.com

Yukarıdaki olay çok şaşırtıcı geliyor bize. Çünkü  sağduyu-muz (kime aittir hakikaten) kadına yönelik şiddetin alt sınıflardan ya da polis-asker gibi  bilfiil şiddetin içinde yaşayanların uyguladığını söylüyor.  Şiddet, ya bir cinnet hali ya da koşulların çok zorladığı eğitimsiz erkeklerin başvurduğu son çare olarak anlaşılıyor. Vahşi  insanlık-dışı bir eylem. “Normal” insanın başvurmayacağı bir sınır aşımı. Öte yandan sayısız büyük yıkımlara yol açan savaşlardan günlük yaşamın içine yayılmış şiddet biçimlerinin yaygınlığı bunu yalanlar.

İstanbul’daki kadına yönelik şiddeti inceleyen bir çalışma 2017 ‘de 24.052, 2018’de 28.554 adet Emniyet’e başvuru olduğunu gösteriyor.  Başvuru nedenleri aşağıda.

Bunlar sadece Emniyet’e yansıyanlar. Buzdağının görünen kısmı. Aşağıdaki tabloda gösteriyor ki, erkekler ayrılmak isteyen kadınları herkesin gözü önünde öldürmeye devam ediyorlar.

Gerçekten neden bu ülkede kadınların ayrılmak istemesi bu kadar şiddetle karşılanıyor ?

“Kadına yönelik şiddet: Nedenleri ve sonuçları” başlıklı bir çalışma nedenleri sınıflandırmış.  Biyolojik, psiko-sosyal, çevresel, sosyo-ekonomik ve psikotik bozukluklar olarak yanyana sıralanmış.  Bu yanyanalık her bir nedene yatayda eşit ağırlıklar görünümü veriyor. Şiddete yönlendiren nedenler arasında çevresel faktörlerin içinde hava durumu bile yer alıyor.  Peki şiddet eğilimi kişilikle mi ilgili, yoksa toplumsal koşullardan mı kaynaklanıyor?  Benzer koşullarda herkes aynı şekilde davranmıyor. Bireysel olaylarda kişisel öyküler önemli.  Ama sadece bireysel bir olaya indirgenemeyecek genel durumlar var. Şiddet uygulayanların çoğunluğunun erkek olması gibi. Savaşlarda tecavüzün genel bir  politika olması gibi.

Şiddet kişisel öykü ile ilişkili olduğu kadar toplumsal düzenle de çok ilişkilidir. Şiddet öteki ile ilişkide bir hak iddiası, bir iktidar biçimidir.  Ötekinin öznelliğini sıfırlayan bir eylemdir. Onu kendi bedeni ve yaşamı hakkında özgür karar verme hakkına sahip gör(e)memektir. Peki erkeklerin bu  inancı nereden geliyor? Erkeklere kim söylüyor bunu?

Psikanaliz öznelliği kişisel ve toplumsalın kesişiminde açıklamaya çalışan feministler için önemli araçlar sunar. Feminist  eleştirileri saklı tutarak psikanalizin  parçalanmış psişik öznesine bakmak yararlı olacaktır. Öznellik, ailedeki bakım verenlerle ilişki biçimlerine göre şekillenen (ödipal) cinsel özdeşleşmeler ve bastırma ile oluşur. En basit haliye ensest yasağı ile, arzusunu bastıran erkek çocuk, baba ile özdeşleşerek ilk arzu nesnesi olan anne-kadını da ikiye böler. Sevgi nesnesi anne ile cinsel arzu duyulan fahişe kadın. Babaya karşı duyulan düşmanlık, hadım edilme kompleksi, anneye duyulan korku, suçluluk ve bir dizi karmaşık duygu bastırılır. Bastırmak yoketmek değildir. Öznenin bilinçdışında yaşar ve günlük hayatına sızar.

Judith Butler  öznelliği – cinsel kimlikte dahil- zamanda tamamlanmış bir bütünlük değil, istikrarsız, dağılmaya müsait, bastırılmış duyguların tehdit ettiği bir kendilik olarak koyar. Sözkonusu olan hep bir savunma halidir, kimliğin, cinselliğin ve öznelliğin birarada tutulmaya çalışılmasıdır. Hissedilen duygular çift değerlidir. Birbirine dönüşür. Sevgi nefrete, dostluk düşmanlığa. Psikanaliz çok daha karmaşık ve detaylı açıklamalar getirir. Ama şimdilik şiddeti anlamaya çalışırken kişilerin parçalı psişik yapısını gözönünde tutmak önemlidir.

Judith Butler’a göre normatif düzenlemeler, bir norm dışı yaratır. İşte bu norm dışı olan şiddete açık hale gelir. İktidar –kurumlar, söylemler, pratikler- yaşanabilir yaşamlar ve yaşanamaz yaşamları belirler.  Hatta bazı yaşamların yası tutulabilir, bazı yaşamların yası tutulmayı haketmez. Bu dışlayıcı kavrayışlar Ötekini şiddete açık kılar.  Şiddetin kurbanları – kadınlar, eşçinseller gibi gruplar- normatif olana uymadığı için şiddete maruz kalırlar. Ayrılmak, boşanmak norma uymaz. Hiçbir filmde, dizide normal bir ayrılma izlemeyiz. Devlet, kadınların güçlenmesi ve özgürleşmesini değil, ailenin güçlenmesini öngören politikalar izler. Polis başvuran kadınları, eşleri ile barıştırmaya çalışır. Ayrılan kadınların yaşamları değersizleştirilir. Şiddet uygulayan erkekler, norm dışına çıkan kadınlar kendilerinin idrak edilebilirlik normlarını sarstığı için, yaşamsal bir tehdit hissederler.

Picasso, Sabine Kadınlarına Tecavüz

Susan Brownmiller “Cinsel zorbalık-ırza tecavüz olgusunun tarihçesi” adlı kitabında tecavüzün bir dökümünü verir. Bu listede  Japonlardan Ruslara pek çok ülkenin adına rastlanır. I.Dünya savaşında Belçika’ya giren Almanlar, II. Dünya Savaşında Berlin’e yürüyen Rus ordusu, Bangladeş’te Pakistan ordusu, Vietnam’da Amerikan Ordusu, Bosna’da Sırplar sistematik tecavüzler gerçekleştirmişlerdir. II.Dünya savaşında yenik tarafın kadınlarının doldurduğu genelevler asker eğlenceleri için hizmet etmiştir. Yine kitapdan üst düzey bir Amerikalı askerin tespiti durumu özetliyor “..Asker var ise fahişe vardır..”.

İŞİD kadınlara yönelik şiddeti ve tecavüzü en ilkel ve vahşi boyuta taşıdı. Yüzlerce esir kadına tecavüz ederek köle pazarlarında satılabilen savaş ganimeti mallar haline getirdi. Baba-oğul İŞİD’çilerin esir alınan kadınlara “anne-kız kölelere nasıl tecavüz edecekleri” gibi düzenlemeleri içeren tecavüz fetvaları yayınlandı. İŞİD’in “Fetva ve İnceleme Birimi” tarafından yayımlanan fetvaya göre, çocuk yaştaki gayrimüslim kölelere tecavüz, dayak ve satılmaları hukuklarına uygun kabul ediliyor. Ayrıca İŞİD fetvalarında esir alınan kadınların, bir başkasına “hediye edilebileceği” de düzenleniyor. Burada gayrimüslüm Öteki olarak konumlandığı için insan değildir ve her tür şiddete açıktır.

Eril şiddet kadınları denetlemek ve kontrol etmek ve eril iktidarın desteklenmesi için önemli bir araçtır. Kadın bedeni savaşlarda başarıyı ve üstünlüğü gösteren, el konulan, alınan, satılan, yağmalanan bir nesne, bir arazidir. Eril ideolojide kadın bedeni fetih, keşif, iktidar, hükmetmek, gibi fantezilerinin icra edebileceği bir yer olarak kurgulanır.  Züleyha ÖZBAŞ, Bosna savaşı özelinde savaşlarda kadın bedeni üzerinde iktidar ve hakimiyet kurmayı amaçlayan tecavüzlerin nedenlerini incelediği Cinsel Silah ve “Grbavica”  makalesinde, tecavüzün “haz almaktan” çok “zor kullanmak” yönüne işaret ediyor. Tecavüz erkeğin haz alma aracı olarak kadın bedeninin zorla kullanması değil, ötekine hükmedebilmek için zor kullanılmasıyla ilişkilidir. Zorbalık bir gücün ve iktidarın gösterilmesidir. Savaşlarda bu kadın bedeni üzerinden diğer gruplara, topluluklara gösterilen bir güç gösterisidir. Militarist söylemler ve pratikler eril fantezilere hitap ederek erkekleri savaşa daha kolay yönlendirir.  Kadın bedeni toprak, kıta ile özdeşleştirilir. Militarist söylem cinsel referanslar ile işler. Ülkeler başka ülkelere sahip olur, sınırlarına tecavüz eder, politik olarak kucağına oturur. Öteki kadın ise -arap, zenci, kürt- doymak bilmez, anlaşılmaz bir cinselliğe sahip doğa ile insan sınırında bir vahşi olarak konumlandırılır. Erkeklerin bastırılmış bilinçdışı korku ve arzularının simgeleştiği fantezilerini besler.

Judith Butler bir bedenimizin olmasının bizi yaralanabilir kıldığı için, Ötekine bağladığını söylüyor. Bu beden her zaman bir şiddete uğrama olasılığını taşır. Biz Türkiyeli kadınlar bu olasılığı çok küçükken öğreniyoruz. Yaşantımızda bu bilincin izleri vardır. Şiddete karşı mücadalede sadece bireysel hukuki cezalar ya da önlemler yetmez . Kurumlardan söylemsel pratiklere yayılan geniş bir alana bakmak gerekir.

Beyhan Tayat (Endüstri Mühendisi)

 

Kaynaklar:

Judith Butler , Kırılgan Hayat,

Susan Brownmiller, Cinsel Zorbalık “ırza tecavüz olgusunun bir tarihçesi”,

Alev Özkazanç, Cinsellik, Şiddet ve Hukuk: Feminist Yazılar, Dipnot, 2013,

Mustafa Çalışkan ,İSTANBUL’DA “KADINA ŞİDDET” VE “KADIN CİNAYETİ” VAKALARINA YÖNELİK,  NİCEL-NİTEL BİR İNCELEME

Züleyha Özbaş, Cinsel Silah ve “Grbavica”