Delal

Delal  37 yaşında, Afrin’li. Evi bombalandığında, dört çocuğunu, kocasını ve karnındaki çocuğunu kaybetmiş. 4,5 yıl önce gelmiş Türkiye’ye. İskenderun, Mersin ve İzmir’ den sonra İstanbul’a gelmişler. Kendisi gibi savaşta ailesini kaybetmiş olan yeni eşi ile kader birliği yaparak evlenmişler gelmeden önce. Üç buçuk yaşında kızı var şimdi. Delal, savaştan önce 6. Sınıfa kadar okumuş, 14 yaşında evlenmiş, hiç çalışmamış. Anne ve babasını soruyorum, yaşıyorlarmış. Annesi 50, babası 70 yaşında. Beş kız, bir erkek kardeşi var. Kız kardeşinin eşi de savaşta hayatını kaybetmiş. Ailesinin mal varlıklarına el konulmuş,  göçe zorlanmış, dört bir yana dağılmışlar.

Delal, İstanbul’da tekstilde çalışmaya başlamış. Haftalık 300 lira alıyor. Ayda 500 lira ödediği bir gecekonduda oturuyor. Eşi iş bulamıyor, kısa süreli olarak bulduğu bir işte de parasını alamamış. Kurumsal firmalar Suriyelileri çalıştırmıyor, çok cezası var diyor. Kimlikleri, sağlık sigortaları yok. Hastalandıklarında ne yaptıklarını soruyorum. Eczaneye gidiyorum, diyor.

Kendisi de çocuk yaşta evlenmiş, ülkesinde bu durumun yaygın olup olmadığını soruyorum. Önceden çok fazlaydı diyor. Savaştan sonra, Kürt bölgelerinde kızların, yirmi yaşından önce evlenmeleri yasaklandı dedi. Çocuk evliliği, Arap bölgelerinde halen devam ediyormuş . Aile içi şiddet yaygınmış. Ölen eşinden şiddet görmüş. Babasının da zaman zaman annesine şiddet uyguladığını görmüş. Şu an evli olduğu kişi için, o yapmıyor dedi.

Konu, savaş ortamında çocuk ve kadınların maruz kaldığı şiddete uzandığında, bir süre gözlerini sıkıp, gözyaşlarını içine akıtıyor. Daha sonra, birer sigara yakıp susuyoruz.

Gelecekle ilgili tek hayali, kendi vatanında savaşın, şiddetin olmadığı özgür bir yaşam. Türkiye’de yeterli iş bulamayınca, Avrupa’ya gitmeyi denemiş ama gidememişler. Gitmiş olsam bile yine dönerdim diyor Delal. Afrin’i özlüyor.

Genç yaşında, onca acı yaşamış olmasına rağmen onu ayakta tutan bu özlem belki de. Yağmur çiselemeye başladığında, kucaklaşarak ayrılıyoruz. O, hızla uzaklaşırken arkasından baka kalıyorum.

Nargiza

Özbekistan’dan Nargiza ile semt pazarında tanışmış, birlikte çay içmiştik. Nargiza, 42 yaşında. 2012 yılının aralık ayında gelmiş İstanbul’a. Üç çocuğu var ve sekiz senedir çocuklarını görmemiş. Gelmeden önce çikolata fabrikasında çalışmış. Ailevi problemlerden uzaklaşmak için, ülkesinden ayrıldığını söyledi. Sohbetimiz ilerledikçe, ailevi problemin ne olduğu ortaya çıkacaktı.

Nargiza, Türkçe’yi öğrenmiş. İşi yaşlı bakımı. Haftada bir gün izin kullanıyor, geceyi arkadaşlarının evinde geçiriyor. Oturma ve çalışma izni olmadığı için sağlık sigortası yok. Kazandığı parayı ülkesine gönderiyor. Ev yaptırıyor, çocuklarını okutmak istiyor.

Gelecekte ne yapmak istediğini sorduğumda, ceza parasını ödeyip oturma ve çalışma izni alarak burada kalmak istediğini söyledi. Sonra, yaşlanınca dönebilirim dedi. Burada kalmak istemesinin en önemli nedeni olarak “ İş bulma konusunda Türkiye iyi” dedi.

Kadının durumu ile ilgili olarak kendi ülkesiyle ne gibi farklar olduğunu sorduğumda söyledikleri ilginçti.

  • Özbekistan’da kadınlar, sokakta rahatça gezebilir. Hiç kimse laf atmaz, peşine takılmaz. Burada, durakta biraz fazla beklesen yanına gelen olur.
  • Aile içinde fiziksel şiddet, biz de daha az. Ancak genelde kayınvalide ve kayınpederle birlikte oturuluyor ve onların sözleri geçiyor. Kaynana izin vermezse çalışamazsın, dışarı bile çıkamazsın. Evde dört gelindik.

Çikolata fabrikasında çalışmak için çok uğraştım. Bizde zaten gelinlere özgürlük yok.

Nargiza ne istediğini, ne yapmak istediğini biliyor.

Çayımız bitiyor, biz konuşurken Nargiza’nın ülkesinden çocuklarını bırakıp kendileri için geldiğini sanan ve utanç verici bakışlarını Nargiza’dan ayırmayan çevredeki adamcıklar için ne yapmak gerektiğini ben bilemiyorum.

 

Behice Çağlar (Makina Mühendisi)