Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzun süre ‘çok satanlar’ listesinde kalan, yazarı kim olduğu bilinmeyen gizemli yazar Elena Ferrante’nin Napoli Romanları serisi , “Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım”, “Yeni Soyadının Hikâyesi”, “Terk Edenler ve Kalanlar”, “Kayıp Kızın Hikayesi” olmak üzere 4 ciltten oluşmaktadır. 

İki kadının, 60 yıla varan ilginç dostluklarını anlatıyor Napoli Romanları serisi. Roman 1950’lerde başlayıp günümüze kadar devam ediyor ve Napoli’nin yoksul bir mahallesinde  geçiyor. Lila ve Lenu baş kahramanlar; Lila: kunduracının kızı, Lenu ise odacının kızı.

Lenu anlatıcı olan; çalışkanlığı sayesinde iyi bir eğitim alıyor, sonrasında da ortalama bir yazar oluyor.

Lila; zeki, karışık ve cüretkar olan karakter. Lila’nın kimseye eyvallahı yok.

Napoli romanlarının şimdilerde dizisi çekilmeye başlandı. “my brilliant friend” adıyla dijitürk ya da internetten izleyebilirsiniz. İlk sezon yayınlandı ve ilk kitabı kapsıyor. Diziyi izleyince şunu farkettim; Ferrante sanki anlattığı mahalleden canlı yayın yapmış gibi, acayip bir şaşkınlık ve heyecanla izledim, tam da anlattığı ve hayal ettirdiği gibiydi. Önce kitapları okuyup, sonrasında mutlaka diziyi de izlemenizi öneririm. Kitapta anlatılan karakterler birbirinden ilginç olmakla beraber dizi ile resmedildiğinde gerçekten kitapta anlatılan karakterlerin dizi için ne kadar da özenle seçilmiş olduğunu anlıyorsunuz.

Elena Ferrante bu kitaplarda kadınlığın her türlü halini inceliyor. Bazen yaralıyor, bazen ohh be dedirtiyor, bazen de içinizin yağları eriyor.

Şiddet içeren aile ve insan ilişkilerini, kadınların erkeklerin sevme biçimlerini, ataerkiyi, aile kurumunun temellerini sarsan hikayesiyle gerçekten de sarsıcı bir etki yaratıyor. Kurgudan öte sıcak samimi ve bir o kadar da gerçek. Bu nedenle bir yandan acaba bu gizemli yazar kendi hayatını mı yazdı bu nedenle mi kendini gizliyor diye düşünmedim değil.

Roman 1950’lerde başlıyor ve okurken bizim memleketin şimdiki haliyle karşılaştırma yapıp nasıl da hala en az 50 yıl geride olduğumuzu ve ne kadar talihsiz bir coğrafyada olduğumuzu düşündürtüyor.

O zamanlar İtalya’da da evlilik kurumu son derece kutsal ve dini ritüeller üzerinden yürüyor. Ama buna rağmen romandaki kadınların nasılda istedikleri gibi yaşadıklarını ve erkekleri nasıl alt ettiklerini okutuyor yazar. Bunları okurken yine yaşadığımız topraklarla karşılaştırmaya girdim. Bizde kadınlar hiçbir zaman böyle yaşayamadı, hep çizilen sınırların içerisinde seyir eylediğimiz bir hayatı yaşıyoruz.

Bu 4 roman; aile kurumu, arkadaşlık, tutku, aşk, sadakat, delilik, kadınlık  vurgusu yaparak; İtalya’nın yıllar içinde dönüşümünün de resmini çiziyor bizlere. Bu da yine coğrafya kader mi acaba diye düşündürtmüyor değil.

Şimdiye kadar böyle bir roman okumamıştım. 4 kitaptan oluşmasına rağmen sanki sadece tek bir kitap okuyormuş gibi hızlıca sürüklüyor içine. Sonra da bir boşluk acaba bundan sonra okuduğum kitaplardan tat alabilecek miyim dedim uzun süre. Bir daha böyle bir eser ile karşılaşır mıyım bilmiyorum. Ama tam bir okuma şöleni.

Özlem Kizir (Kimya Mühendisi)

**kapak görseli Joh Han