Her şey birikir

Gösteren parmaklar, gören gözler

Susan konuşan birikir

Yargılarlar davasız dosyasız

Silahsız sözcüksüz kansız kavgasız

Dağ mı değil, ova mı?

Kent mi alan mı, değil

Bir ülke insan birikir

Gülten Akın                                                                                              

 

Edebiyatta, politik metinlerde simge, benzetme, alegori çok sık kullanılır. Nurdan Gürbilek  “ Kötü Çocuk Türk”  kitabında benzetme alışkanlıklarımızı irdeler. Alegori  “ bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp, dile getirme sanatı” olarak tanımlanmış. Alegoriyi, simgeden ayırmak gerekiyor. Çünkü simge kişisel özeti verirken, alegori genelde özeti verir ve tüm ayrıntılar imgesel bütünlük içindedir. Jose Saramago da bir toplumun nasıl çöktüğünü, değer yargılarını yitirdiğini anlattığı, çağdaş liberalizm eleştirisi olarak okunan “Körlük ” adlı eserinde “ dikkat edin size körlerden değil, körlükten söz ediyorum” derken, kötülük kadar, insanların kötülüğün pençelerinden kurtuluşunu da anlatır.

Bu terimlerden söz etmemin nedeni, ifade etmek istediğimiz olgu ile karşımızdakinin onu nasıl anladığı, bazen de anlamak istediği arasındaki çelişkiye işaret etmektir.  Yazılıp çizileni, söyleneni kolayca hakaret olarak algılama ve karşılık verme refleksi patriarkal kültürün başat özelliği olarak her gün önümüze çıkar. Sizin iletmek istediğiniz mesaj ya da muradınız nedir, bunun bir önemi yoktur. Önemli olan, muhatabın ne anlamak istediği ve/veya ne anladığıdır. Yanlış anlaşılma korkusu toplumda sanat, kültür, edebiyat vd. kültür ortamından, sokağın diline kadar sığlaşma ve yoksullaşmaya yol açar.

Suya sabuna dokunmadan mizah yapmak neredeyse olanaksızken,  can alıcı noktalara dokunulduğunda da, mizah ya da eleştiri konusuna karşı gösterilen tepki vahim boyutlara ulaşabilir. İlk akla gelen, 2015 yılının ilk günlerinde Paris’te Charlie Hebdo dergisine yapılan silahlı saldırı. Sonucunda,  Fransa’nın mizah ustaları yaşamını yitirmişti.

Empati yoksunluğu, sözleri ve olayları, gerçekliğinden kopararak, istediği gibi okuma (anlama) ve ceza kesme alışkanlığı şiddet olaylarına yol açabilecek kadar tehlikelidir aslında. Alegorik anlatımlar kutsalına dokunulduğu iddiasıyla hedef alınır. “Kutsalıma dokunma” der çoğulculuğa tahammülü olmayanlar. Her şeyi anında haysiyet meselesi yapıverirler. Kutsalları, kimi zaman dinleri, kimi zaman ideolojileri, kimi zaman adları, aileleri, vatanları, örgütleri olabilir. Aslında bu liste uzar gider. Mayınlı arazide dolaşmak gibidir aslında yaşamak, her an birisinin kutsalına basabilirsiniz ve verilebilecek en ağır cezayla karşılaşırsınız.

İşte, belki uzun sayılabilecek bu girizgâhın nedeni bizim de böyle bir cezayla karşılaşmamız. Biz, diyorum çünkü arkadaşımıza verilen ceza aslında hepimize verilmiş demektir.

Kadın hareketinin yıllardır gösterdiği onca çabaya rağmen, yönetim kurullarında, delegasyonda cinsiyet eşitliğini sağlamak için çaba göstermeyen, hatta bazı odalarda açıkça engelleyen anlayış TMMOB 45. Genel Kurulu’nda divanı, divan başkanı hariç, kadın meslektaşlarla oluşturmuş. Peki, bilin bakalım o divan başkanı kim? O başkan, 4. Kadın Kurultayı’nı provoke eden ve orada kadınların protestosuyla karşılaşan yakın dönemin genel başkanı. Genel kurulda,  ağırlıklı kadın üyeden oluşan divan ile ağırlıklı erkek delegasyon arasındaki tezat hiçbirimizin gözünden kaçmıyor, zaten görülmeyecek gibi de değil. Komik görünüyor. Adeta, feminizmin kadını görünür kılma, cinsiyet eşitliğini sağlama önermeleriyle dalga geçilmiş. Yalnız başkanı erkek olup, başkan yardımcı ve sekreterleri kadın olan bir birleşim söz konusu olan. Yakın dönem TMMOB içerisinde kadın mücadelesi verdiği için türlü baskılarla karşılaşan kadın üyeler arasında hızla yayılan bu görüntü, arkadaşımızın iki tweetine konu oluyor. Ve işte sonrası… Kadın üyelerin bugüne kadarki taleplerine kulak tıkayan yönetim tweeti kadın düşmanı, paylaşanı genel kurul provokatörü, başta divan başkanı olmak üzere genel kurulu da mağdur ilan ediyor. Gönül isterdi ki, divanda görev alan kadın arkadaşlarımız bu tezadı görselerdi. Keşke, olayın arka planını öğrenmeden, fotoğraf paylaşımıyla kendilerinin hedef alındığını düşünmeselerdi.

Divanın fotoğrafını, Adnan Oktar ve magazin basının “kedicik” olarak isimlendirdiği kadınların fotoğrafını birlikte kişisel hesabından paylaşan arkadaşımız yazdıklarıyla da hedefinin patriarkal sistem (Erkek egemen sistem) olduğunu şu ifadeler ile dile getirmiştir. “ İlk fotoğraf, TMMOB eski başkanı Soğancı, ikinci fotoğraf ise malum. İki fotoğraf arasındaki farkı görebiliyor musunuz? Kadınlara rağmen maalesef demokratik kitle örgütümüzün genel kurul divanı Soğancı aklama kuruluna dönüşmüş.”, “10 yıldır kadın mücadelesi verdiğimiz örgütte adı Adnan olmuş, Tayyip olmuş ne fark eder. Erkek egemen sistemin içinde misin, karşısında mısın? Mesele bu kadar basit.  Kadınlar rıza göstermezse değişir bu örgüt. ”

Gelen tepkiler ve arkadaşlarının eleştirisi üzerine, yanlış anlaşıldığını düşünerek fotoğrafı kaldırmasına rağmen olay büyütülmüş, Oda Onur kurulu tarafından verilebilecek en ağır ceza Yüksek Onur Kurulu tarafından onanmıştır. Koskoca örgütün, genel kurulunda başka konuları yokmuş gibi, kişisel hesaptan fotoğraf paylaşımı ile vakit geçirmiş, daha sonra da arkadaşımızı genel kurulu olumsuz etkilemekle suçlamışlardır. Ceza alan arkadaşımız delege değildir. Şubemiz zaten artık, kendilerine oy vermeyeceğini tahmin ettikleri kişileri delege yapmamaktadır.

Geçmişte, genel kurulda liste çıkaran delegeleri bölücülükle suçlamayı hak gören bir anlayışla yönetilen odanın, eski şube yedek yönetim kurulu ve kadın komisyonu üyesine kişisel hesabında yayınladığı fotoğraf nedeniyle verebileceği en ağır cezayı vermesi bizi şaşırtmadı. Zira ayrımcılığa ve tacize uğrayan eski yedek yönetim kurulu ve kadın komisyonu üyesi diğer kadın arkadaşımızın 2017 Şubatı’nda oda onur kuruluna yaptığı başvuruyu sonuçlandırmadığı gibi, soruşturma sürecini de tacize çeviren, Kadın Kurultayımızın arkadaşımıza verdiği desteği hiçe sayan bir anlayıştır söz konusu olan. Sevmediği komisyonları çalıştırmayan, ücretli çalıştırdığı meslektaşları demokratik seçimle olması gereken komisyon içi görev paylaşımlarını yönetmek için kullanarak ilk kadın komisyonunu tasfiye eden, sevmediği kadın aktivistlerin oda çalışmalarında aktif görev almasını engelleyerek mücadeleyi daraltan ve benzeri çok can sıkıcı tutum ve davranışları olan bir anlayıştır ceza verilmesini isteyen.

Ancak, Yüksek Onur Kurulu’nun bu kararı onaması vahimdir. Gerçekten merak ediyorum, bu kararın altına tüm üyeler imza atmış mıdır?  Yüksek Seçim Kurulu içinde bile İstanbul seçiminin iptali kararına ortak olmayan üyeler varken, demokrat örgütümüzde, öç alma amacıyla verildiği aşikâr olan bu ceza altına atılmayan imza var mıdır sizce? Bu güne kadar kaç kişiye, hangi nedenlerle verilmiştir bu ceza?

Meslek Örgütümüz TMMOB Disiplin Yönetmeliği’ne göre medeni haklarını kaybetmemiş bir üye için verilebilecek en ağır ceza 15 gün meslekten men cezası. Sosyal bilimciler,  araştırma konusu olarak seçse, kim ne gerekçeyle başvurmuş onur kurullarına, kim hangi gerekçeyle ne ceza almış. Çok yararlı bir çalışma olur. Zira ağzından demokrasiyi, kardeşliği, birliği düşürmeyenlerin birliği, kardeşliği, demokrasisi yalnız ve yalnız kendi iktidarını sarsmayanlar içindir. Bu değerler, çemberin dışında kalanlar için geçerli değildir.

Çemberin içinde kalmak için, kimselere verilmeyen en ağır cezayı muhalif olduğu için hedef alınan bir meslektaşı için reva gören kararı isteyerek ya da istemeden imzalamak gerekir.

İktidarınızı korumak için, neler yapacağınızdan çok, neleri asla yapmayacağınızdır önemli olan. Bu konuda sınırınız yoksa daha çok ceza verirsiniz ve gideceğiniz yer benzetilmek istemediğiniz kindarların yanıdır.

Neleri asla yapmayacağımız yalnız iktidarlar için değil, hepimiz için geçerli. En çok gelecek için umut olması gerekenler için geçerli.

Biz kadınlar, maruz kaldığımız tüm haksızlıklara karşın, kini, öç alma duygusunu değil, haksızlığa karşı direncimizi ve dayanışmamızı biriktirmeye devam ediyoruz, devam edeceğiz.

Behice Çağlar (Makina Mühendisi)

 

Görsel: Claudia Tremblay