Kadın Mühendisler, Mimarlar, Şehir Plancılar, Fen Bilimciler ve Teknik  Elemanlar Grubu

     Ana Sayfa
     Hakkımızda
     Basında Biz
Fotoğraf Albümü
     Ağır Yazılar
     Önerdiklerimiz
     Deneyimlerimiz
     Öncü Kadınlar
     Röportajlar
Ayrımcı İş İlanları
     Duyurular
     Bağlantılar
İletişim ve Üyelik

http://kadincinayetlerineisyandayiz.blogspot.com/

BASIN AÇIKLAMALARI
Ocak 2012
Artık Ölmek ıstemiyoruz 


(25/06/10)
Erkek Şiddetinden Kurtulmuş Kadın Yoktur!

(05/05/09)
Celaleddin Cerrah'ın görevden alınmasını talep ediyoruz. 


(25/03/08)
SSGS Kadınların Bildirisi
Kutsal Fahişeler ya da İlahi Kadınlar...
Gülru Yıldız
21.01.2007
gulru@dsi.gov.tr

Kutsal Fahişeler ya da İlahi Kadınlar... Bir önceki yazımda Irigaray'ın Batı kültüründe "Ana Tanrıça" imgesinin unutturulduğunu öne sürdüğünden bahsetmiştim. Ana Tanrıçalık nasıl yok edildi, neden yok edildi?

Tarihten, tek Tanrılı dinler öncesi karanlık bir dönemde putlara tapıldığını öğrendik şimdiye kadar. Tek tanrılı dinler öncesi dönemde nedense insanların yaratıcılarını kadın biçiminde tasarlayıp ona tapındıkları hiç anlatılmaz. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi Tanrıça heykelleri ile doludur; lakin 8000 yıl öncesine ait en eski Tanrıça heykelinin altında bacaklarının altında bir cisim bulunması sebebiyle "Bereket Tanrıçası muhtemelen erkek çocuk doğururken" yazar.

İ.Ö. 7000 yıllarından başlayıp İ.S. 500 lere kadar hemen bütün kültürlerde Ana Tanrıçanın varlığını görürüz. Bu tanrıça Sümer'de İnnana, Babil'de İştar, Mısır'da İsis, Kenan'da ve Fenike'de Astarte, Roma'da Venüs, Yunan'da Afrodit gibi farklı isimler alır ve geniş bir coğrafyada var olur.

Ana Tanrıça aşkı, cinselliği, doğurganlığı ve bereketi simgeler. Ana Tanrıça tapınakları, kurumsal olarak işlenebilir topraklara, evcil hayvan sürülerine sahiptir; kayıtları tutar ve toplumun merkezi konumundadır. Tapınakta yaşayan kadınlar sevgililerini tanımadıkları erkekler arasından seçer ve onlarla sevişerek Tanrıçaya saygılarını sunarlar. Seçilen erkekler Tanrıların elçileri olarak kabul edilir; getirdikleri armağanları mabede adak olarak verirler. Cinsellik Tanrıçanın insanlara sunduğu bir armağandır, cinsel ilişki kutsal sayılır. Kadınlar evli olsun, bakire olsun, sıradan veya soylu olsun özgürce istedikleri zaman gelip bir süre mabedde yaşayabilirler. Bu kadınlar toplumda iyi niteliklere sahip eşler kabul edilirler.

Tapınaklarda bir çeşit rahibe konumundaki kadınlar kendi dillerinde "kutsal kadınlar" olarak anılırlar; fakat nedense bilim insanları tarihi yazarken onlardan tapınak fahişeleri diye söz etmeyi yeğlerler. Akad dilindeki adları qadishtu, günahlarından arınmış anlamına gelir. Sümer dilinde lekesiz anlamına gelen nu-nig adıyla anılırlar. Bu kadınlar erkeğin hayranlığını ya da bağımlılığını kazanmak için değil de ruh ve beden bütünlüğünü sağlayarak Tanrıçaya şükretmek için seviştikleri için ilahi kabul edilirler.

Binlerce yıl önce hukuk, yönetim, tıp, tarım, mimarlık, madencilik, seramik, dokumacılık ve yazıyı geliştiren uygarlıklarla birlikte Ana Tanrıçalık kültü yok edilir. Kadın Tanrıçaya tapımı, yaşatıldığı her yerde bastırıp yok etme görevini önce İbraniler, sonra da Hıristiyanlar üstlenir. Müslümanlar da Arabistan'da aynı sürece katkıda bulunurlar. Kültü Arabistan'dan Mezopotamya'ya kadar etkili olan üç Tanrıça, Kureyşilerin Tanrıçası Al-Uzza, Al-Manat ve Al-Lat heykelleri yıkılır ve söylemde de yok edilir.

Zamanla kadınlarla erkeklerin coşku duyarak girdikleri cinsel ilişki aracılığı ile Tanrıçaya şükranlarını sundukları aşk tapınakları, cinselliğin hor görüldüğü Tanrı evlerine dönüşür. Ebedi ilahi olarak görülen kadın cinselliği, erkeğini baştan çıkaran Havva'nın kışkırtıcı cinselliğine dönüşür.

İlahi kadın imgesinin ortadan kalkması ile fiziksel zevkin ve ruhsal coşkunun uyumu ortadan kalkar. Hıristiyanlıkta cinsel ilişki, artık sadece Tanrıya tapacak yeni ruhlar yaratmak amacı ile gerçekleştirilmesi gereken bir edim olur. Cinsel ilişki o kadar aşağılanır ki, Meryem İsa'yı bakire olarak doğurur ve dinsel dekorda sevecen anne rolünü üstlenir. Bakirelik bu kadar yüceltilirken, gündelik hayatta cinsel ilişkide bulunan kadın aşağılanır.

Müslümanlıkta libido bastırılmaz; fakat kadın cinselliği fitne unsurudur. Kadın, sürekli doyurulması gereken bir cinsel nesne olması nedeniyle kapatılır, korunur. Ancak menopoz sonrası, cinselliğini yitirdiği düşünüldüğü dönemde bir miktar özgürleşir.

Kadının cinselliğine yabancılaştırılması ile mülkiyet haklarının elinden alınması eş zamanlı gerçekleşir. Merlin Stone kadın haklarının savunulması bir bakıma Havva'nın savunulmasıdır der ve ekler "ne zaman elmayı aynı anda ısırdığımızı kabul edersek o zaman uygar oluruz". Ya da elmanın günahı simgelemesini tümden reddettiğimizde....


Not: Bir sonraki yazımda tek Tanrılı dinlere geçişte neden anneliğin, doğurganlığın, kadın cinselliğinin aşağılandığını, erkekliğin yüceltildiğini güç ilişkileri üzerinden tartışacağım.
        

BÜLTENLER
  



BAZI KADIN ÖRGÜTLERİ
Son güncelleme tarihi:  Mon, 01 Oct 2018 02:57:32 GMT

Ana Sayfa | Hakkımızda | Basında Kadın Mühendisler | Yazılar | İletişim ve Üyelik | Bağlantılar