Kadın Mühendisler, Mimarlar, Şehir Plancılar, Fen Bilimciler ve Teknik  Elemanlar Grubu

     Ana Sayfa
     Hakkımızda
     Basında Biz
Fotoğraf Albümü
     Ağır Yazılar
     Önerdiklerimiz
     Deneyimlerimiz
     Öncü Kadınlar
     Röportajlar
Ayrımcı İş İlanları
     Duyurular
     Bağlantılar
İletişim ve Üyelik

http://kadincinayetlerineisyandayiz.blogspot.com/

BASIN AÇIKLAMALARI
Ocak 2012
Artık Ölmek ıstemiyoruz 


(25/06/10)
Erkek Şiddetinden Kurtulmuş Kadın Yoktur!

(05/05/09)
Celaleddin Cerrah'ın görevden alınmasını talep ediyoruz. 


(25/03/08)
SSGS Kadınların Bildirisi
Uludere (Roboski)
Berivan Oncel,
Ocak 2012


19'u cocuk, önce 35 kişinin sonra parçalanan vücutlardan 34 kişinin öldüğü anlaşılan Uludere katliamı unutturulmaya çalışılıyor ama unutmayacağız. Günlük koşuşturmacamız içerisinde unutmuşuz gibi yaptığımız katliamı, sabah sıcak yataklarımızdan kalkıp o çocukların mezarı kadar soguk suyu yüzümüze çarptığımızda hatırlayacağız; sabah arabamıza binip yola koyulduğumuz sıra gördüğümüz tarafiğe ofkelenip hatırlayacağız içi boş öfkemizin yanında canları koparılmıs annelerin öfkelerinin ağırlığını; hatırlayacağız insan ölümüne tepeden helikopterlerle "bakanların" katliam bulgusuna rastlayamadıklarını ve kimilerine göre parça tesirli katliamın vicdanlarımızda açtığı koca yarayı; elbette unutmayacağız bir tür hayvanseverlerin insan ile eşeği ayırt etmeksizin nasıl da öldürmeyi eşitlediklerini. Özellikle de ağlarken hatırlayacağız bir aileden koparılmış onlarca bedeni. Uludere'de müthiş bir akıl ve vicdan tutulması yaşadık; sivil hayatları bir şüphe gölgesinde nasıl da bir çatışmanın ortasına koyduk; birileri terörist dese de rahatlasak diye çırpındık. Artık hiç bir ölüm acıtmıyor bizi. Öldürmenin kutsandığı bir yerde ölümlerden ölüm beğenmek bir itibar halini alıyor haliyle. Katliamın yaşandığı saatten yaklaşık 20 saat sonra devlet oldukça muğlak ifadelerle ölüme karşı ifadesiz kaldı. Ölüme ölüm demek için açıklama bekledi, Allah'tan rahmet dileyemedi, olur ha yanlış insanlara dilemiş oluruz diye. Ekran başından resmi haber kanallarını izleyenler oturmuş tartışıyordu,

- Yok canım! Devlet böyle bir şey yapmaz.

- Mutlaka bir sebebi vardır, devlet öyle boş yere yapmaz (Birileri bunlara terörist desin artık! TRT o sıra şöyle diyor : Alınan istihbarata göre sınırı geçecek olan bir grup İran'da PKK'ya katılacaklardı. Iyi de ne sınır geçilmiş, ne de daha terörist olunmuş. İçişleri Bakanımızın da dediği gibi niyetle de terör oluyor, her şeyle terör oluyor, terörist olunuyor)

- Hataymış canım! Ortada bir kasıt yok ki, yanlışlıkla oldu. (İç ses hala sesleniyor 19'u çocuk 35 can, nasıl bir hata bu!)

- Demek kaçakçılardı! Onlar da orada kaçakçılık yapmasalardı! Oraların tehlikeli olduğunu bilmiyorlar mı! (Öğrendik ki, oratada sınırın olmadığı bir yerde günde 50 Lira için yapılan ve sınır karakollarının haberi dahilinde olan bir ticaretten bahsediyorlar. Bedeli ağır oldu. Cem Uzan gibi Paris'te 5 yıldızlı otellerde kalmakla ödüllendirilmediler. Müşteri karakteri olarak riski sever grupta yer alanlar bunlar.)

Uludure
Aradan bir ay geçti ve biz hala o insanlara yapılanlardan dolayı bir özür duymuyoruz. Neredeyse bunu unutmuyoruz diye kabahatli sayılıyoruz, birilerinin ekmeğine yağ sürmekle suçlanıyoruz. Özür pazarlık konusu haline geldi, özür dilememenin bedeli neyse ödenecekti, parasıyla değil miydi! Evet, Türk milleti ne olursa olsun boyun eğmezdi; bunu aramızda halledebiliriz, yaygara çıkartmaya gerek yok. Hangi devlet kendi vatandaşını bombalar ki, cezaevinde işkence eder ki, vatandaşını keser ki! Son hep aynı, acılarıyla baş başa bırakılan öfkeli insanlar.

İsrail deniz sularını "ihtara rağmen" aşan Mavi Marmara gemisine saldıran İsrail'e yüreklilikle karşı koyanlar, bu katliamda içlerindeki İsrail'i gösterdiler. İsrail, saldırısına türlü kılıflar uydurmamış mıydı "Ellerinde silahları, bıçakları vardı" diye! Canları eşekten ayırt edilmeyen bu insanların suçu neydi peki? Yanlış zamanda yanlış yerde bulunmak kadar gamsız bir açıklaması olabilir mi?

Ölenler kimdi ve nerede yaşıyorlardı sorusu bu katliamın neden gerçekleştiği konusunda anahtar bir cevap olabilir. Onlar devlet babanın gayri meşru vatan ilişkisinden olma günah çocuklardı ve babanın günahını bu çocuklar her zaman yaşamak zorunda kaldılar. Kimse onları görmek istemedi, onlar sınırları her zaman geçiyorlardı, onlar karakolları "görüyordu", karakollar onları görmüyordu. Onlar uçakları görüyordu, uçaklar onları görmüyordu. Bu nasıl bir körlüktü ki, gerçeğine bu kadar uzaklaştı bu baba. Şimdi nasıl devam edilecek, hiç bir şey olmamış, Uludere yaşanmamış gibi. Üstü o insanlara Uludere dendiğinde bile yaşadıklarına yabancılaşıyorlar, onlar orayı Roboski biliyor, bütün ağıtlarını kendi dillerinde yakıyor, acıyı kendi dilinde yaşıyor ve kendi dilinden olanlarla paylaşabiliyor. En kötüsü de onların yine kendi sarp cografyalarinda ölen canlar yanlarina zarar böyle yaşamaya devam edecek olmalarıdır. Bu kadar duyusuzlukla biz hayatın neresinden tat almaya çalışıyoruz, çalışacağız? Renkleri ve sesi soldurulmuş hayatın acısını bal eylercesine yaşıyoruz.

Bir katliamın arkasından insan polisiye bir şeyler yazamıyor, neden orada oldu, istihbarat gerçekten geldi mi, kim vur emrini verdi, neden onlar orada her zamankinden kalabalıktı... Bu o kadar ayan ve beyan, oratada bir olay ki, 19'u çocuk 34 sivil hayat patlatılarak öldürüldü şöyle ya da böyle. Toplum bu olayla ikiye ayrıştı, buna katliam diyenler ve demeyenler; acıya ortak olanlar ve duyarsız kalanlar; sivile karşılık askeri öne sürenler; ölüm yerine yaşam diyenler, sizler ve bizler... Bundan ötesi vicdanımızı kurutan, darbelerle toplumu apolitikleştiren ve militerleştiren, resmi tarihin dışındaki tarihe kendini kapatan, sözlü tarihe itibar etmeyen, inkarı politika haline getiren, düşünceyi suç ve terör sayan, kendinden olmayanı işaret eden, kendini norm kabul edenlerle karşı karşıyayız. Ya vicdanımız, ya onlar!
        

BÜLTENLER
  



BAZI KADIN ÖRGÜTLERİ
Son güncelleme tarihi:  Mon, 01 Oct 2018 02:05:12 GMT

Ana Sayfa | Hakkımızda | Basında Kadın Mühendisler | Yazılar | İletişim ve Üyelik | Bağlantılar