Çernobil Nükleer Santrali kazasının yıl dönümüne yani 26 Nisan’a 2 hafta kala Rus haber sitesi Sputnik’te Akkuyu Nükleer Santrali’nin sahibi Akkuyu Nükleer A.Ş.’de çalışan 4 kadın nükleer enerji mühendisle yapılan bir röportaj-haber yayınlandı. 10 Nisan Çarşamba günü yayımlanan röportajda Rusya’da aldıkları 6,5 yıllık eğitimlerinin ardından bu projede yer almanın ‘gururunu’ taşıyan mühendis kadınlar, Akkuyu Nükleer Santrali’nde son teknoloji güvenlik önlemlerinin alındığını, santralin 3+ nesil nükleer santral olduğunu, projenin her aşamasında var olduklarını, halkın endişe duymamasını, Rusya’da çok iyi eğitim aldıklarını, santrali işletmeye hazır olduklarını, nükleer santrallerin temiz ve güvenilir enerji kaynağı olduğunu, enerji bağımsızlığına katkı koyacağını ifade etmişler.

AKP hükümetinin ve Akkuyu Nükleer A.Ş’nin nükleer santral için kamuoyu oluşturarak halkın rızasını almaya çalışmasında kullandığı argümanları peş peşe sıralayan mühendis kadınların PR çalışmasının parçası oldukları açıkça görülüyor. Bu argümanlar defalarca çürütülmüş olmasına rağmen aynılarını yeniden dile getirmekte sakınca görmüyorlar.

Nükleer santraller tehlikeli oldukları için güvenlik önlemleri ve prosedürlerinden bahsediliyor. Bir kaza durumunda geri dönüşü olmayan yüksek tahribatlar, can kayıpları ve doğa yıkımı sözkonusu. Nükleer santraller temiz değil, kaza olmadan da radyoaktif kirlilik yaratıyorlar. Enerji bağımsızlığına değil yeni tür bağımlılık oluşturuyor(1). Atık sorunu tüm dünyada çözülemeyen bir sorun olarak varlığını koruyor. Tüm bu  nedenlerle gelişmiş ülkelerin çoğu kendi ülkelerindeki nükleer santralleri kapatmaya, başka ülkelerde kendilerine ait santraller inşa etmeye başladılar.

Türkiye’nin Nükleer ile Sınavı
Türkiye Çernobil Nükleer Santrali’nde yaşanan kaza ile santrali olmadan tanıştı. En çok etkilenen ülkelerden biri oldu. Radyasyon ölçümleri halktan gizlendi. Gıda kirliliği görmezden gelindi, önlem alınmadı. Kanser vakalarının uzmanlara göre Marmara’da 2, Karadeniz’de 3 kat artmış olmasına rağmen kanser artışları ile Çernobil ilişkisini araştıran çalışmalar yeterince yapılmadı. Türkiye’yi yönetenlerin Türkiye sınırına 16 km. uzaklıkta Ermenistan’a ait Metsamor Nükleer Santrali’nin etkileri ve büyük kaza olması durumunda alınacak önlemler ile ilgili radyasyon ölçüm istasyonu kurma dışında bir önlem almadığı da biliniyor. Oysa Metsamor Nükleer Santrali 1988 yılında yaşanan depremde zarar gördü, o tarihten sonra da santralde 106 kaza meydana geldi. Iğdır’a 16 km, Kars’a 100 km. mesafedeki bu santralde ‘bir kaza olduğunda bölge halkının güvenliği nasıl sağlanacak?’, ‘halk böyle bir durumda ne yapacak?’ gibi soruların cevabı yok.

Nükleer santrali olmadan, nükleer santral kazaları ile ilgili geçmişimiz ve yönetenlerin tutumları aşikarken Akkuyu Nükleer Santrali’nin güvenilir olduğu ve bu güvenlik ile ilgili doğru bilgilendirildiğimize / bilgilendirileceğimize inanabilir miyiz? Sadece ülkemizde değil tüm dünyada nükleer kazalarla ilgili zamanında ve doğru bilgilendirme yapılmadığının çok sayıda örneği var.

Hal böyleyken Akkuyu A.Ş.’de çalışan nükleer enerji mühendisi kadınlarla yapılan röportajın halkın rızasını üretme çabasının bir parçası olduğunu görüyoruz. Aynı dönemde eğitim aldıkları erkek mühendislerin değil de kadın mühendislerin röportaj için tercih edilmesi de ayrıca dikkate değer bir durum.

Kadınların yaşamla kurduğu ilişki, erkeklerin kirli iktidar ilişkilerinin bir parçası olmak yerine işte, evde, sokakta, siyasette eşitlik ve özgürlük isteyişi, kadınların hak mücadelesinin yükselişi ve bu mücadelenin toplumsal meşruiyeti sebepleriyle Akkuyu Nükleer A.Ş. nükleer santralini meşrulaştırmak üzere kadın mühendisleri seçti.

Kadınların hak mücadelesinin, yani örneğin ‘kadından mühendis olmaz’ diyenlere karşı inatla ve ısrarla mühendislik tercih eden kadınların rıza üretimi için araçsallaştırılması durumu da mücadelemizin başka bir yönünü gösteriyor.

Evet, Akkuyu Nükleer Santrali’nin reklamını yapan kadın meslektaşlarımıza da bir kaç sorum var: Akkuyu Nükleer Santral’inde ortaya çıkabilecek bir kaza sonrası oluşan yıkımla nasıl ilişki kuracaklar? Kazanın sonuçlarının sorumluluğunu üstlenecekler mi? Nükleer santral teknolojisinin, bugün geldiği son aşamada, örneğin bahsedilen 3+ nesil nükleer santrallerde dahi radyoaktif atık sorununun çözülmediği biliniyorken santralin güvenli olduğunu iddia etmek nasıl bir ahlaki tutuma karşılık geliyor?

Sorular çoğalabilir ama son olarak kadın mühendisleri doğaya, yaşama düşman projelerinin meşruluğu için kullanan şirketlere seslenelim: Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi, toplumsal cinsiyet ayrımcılığına karşı yaşamın her alanında var olma ısrarı ve inadı, sizin PR çalışmalarının malzemesi olamayacak kadar köklü, bu ikiyüzlülüğünüzü açığa çıkaracak kadar güçlüdür!

Neriman Usta (Elektronik Mühendisi)

(1) Rusya ile 2010 yılında imzalanan anlaşmayla yapılması planlanan Akkuyu nükleer santrali hisselerini %51’i Rusya’ya ait. Santralle ilgili söz ve yetki Rusya’ya ait.

Fotoğraflar: Jorge Franganillo