Kadın Mühendisler, Mimarlar, Şehir Plancılar, Fen Bilimciler ve Teknik  Elemanlar Grubu

     Ana Sayfa
     Hakkımızda
     Basında Biz
Fotoğraf Albümü
     Ağır Yazılar
     Önerdiklerimiz
     Deneyimlerimiz
     Öncü Kadınlar
     Röportajlar
Ayrımcı İş İlanları
     Duyurular
     Bağlantılar
İletişim ve Üyelik

http://kadincinayetlerineisyandayiz.blogspot.com/

BASIN AÇIKLAMALARI
Ocak 2012
Artık Ölmek ıstemiyoruz 


(25/06/10)
Erkek Şiddetinden Kurtulmuş Kadın Yoktur!

(05/05/09)
Celaleddin Cerrah'ın görevden alınmasını talep ediyoruz. 


(25/03/08)
SSGS Kadınların Bildirisi
Kreş Açıyoruz!
Ayşen Hadimioğlu
Jeoloji Mühendisi
Eylül 2006 
 

Yıl 1975. Ayşegül dünyaya geliyor. Bu sırada Zeynep 4,5 yaşında ve Bahçelievler'de oturuyoruz. Ayşegül'e Döne Hanım bakacak, Zeynep kreşe devam edecek.

Maaşım çok iyi ama nedense hep kanalizasyona doğru akıp çıkıp gidiyor. Gelecek günler için para biriktirip benimkini harcıyoruz.

Zeynep diyor ki, anne bizi uyutmuyorlar, başımızı masalara yatırıp şeker yapıyoruz. Vay canına bu nasıl iş deyip okula bir baskın ve demezler mi ki bebeklere anca yetiyor yataklar, bunlara bu kadar uyku yetiyor. Hayda, araştırıp taraştırıp kural kaide bulup şikayetler edip yuvayı aklım sıra denetlettiriyorum ve Zeynep'i başka kreşe naklediyorum.

Bu sırada kreşler ve ana okulları hakkında belge, bilgi, kanun manun topluyorum ki bir tenekeye koyuyorum. Öyle naylon poşet falan yok. Naylon torbalarını yıkayıp tekrar kullanıyoruz.

Zeynep ilkokul yaşına geldiğinde Ayşegül'ü de Gaziosmanpaşa'daki bir kreşe veriyoruz.

Zeynep okuldan çıkıp kreşe gidiyor dersini yaptırıyorlar akşam alıp geliyoruz.

Ve Zeynep çok düzenli ders çalışmayı hava kararmadan dersini bitirmeyi öğreniyor. Sabah alaca karanlıkta uyandırmadan kendisi uyanan, mırıl mırıl giyinen bir verip beş aldığım eşsiz kızım bana övünme işini bırakıyor sadece.

Ayşegül kreşte hasta oluyor ve evde deli, yarım akıllı, sevdalı, uykucu, aptal ve uyanık bir dizi bakıcı ile yuvarlanıp gidiyoruz. Kreş ideali hep beni bekliyor sanki.

Derken yıl 1977. 1974 affından çıkan, 2 yıl askerlik yapıp işe giren 68 kuşağı erkek mühendisleri serin ve hızlı bir rüzgar gibi doluyor işyerlerine. Türkiye Jeoloji Kurumu üyesiyken birden TMMOB'ye kaydımız aktarılıp Mühendis olduğumuzu kavrıyoruz. Haklar hukuklar falan.

Eşimle artık yaşamak istemiyorum. Ve kararımı babama iletiyorum. Tamam diyor, programın ne. 2 sene sonra tamam diyorum. Yanı başımda bir telefon konuşması oluyor ve bankadaki ölüm sandığı yönetimine isim istiyorlar. Ben arkadaşın ceketini çekiştirip beni söyle diyorum. Neden diyor kocan kıskanır seni. Diyorum ki ona: Onu bırakacağım ama 2 yıl daha evli kalıp insanların beni tanımasını sağlayacağım. Diyor ki, bu ne akıldır yahu..

Giriyorum yönetim kuruluna. Aklım fikrim kreşte. Ve hiçbir kamu kurumunda kreş yok. Seyranbağları kreşi 3 yıl kuyrukta bekleyeceksin falan. DİSK'e bağlı bir sendika var bankada. Ben zır zır susmuyorum. Kreş te kreş. Diyorlar ki ne kreş? Tenekeyi sırtlanıp getiriyorum herkes bakakalıyor ama ben de annemim bulgur tenekesini o kadar aykırı buluyorum ki, utançtan bozarıyorum. Ah arkadaşlar, 12 Eylül Faşizmi'nin mahvetmediği o 68 kuşağı öyle bir insan demetiydi ki, hemen anlayıp beni göklere çıkaran övgülerle teselli ettiler. Tenekemi kucaklayıp baş köşeye koydular. Sonra bu adamlar inanılmaz işkencelerle mahvedildiler, dayaktan kolu kanadı kırılmış yeni gelinlere, cildi kurumuş gönlü kırık berdel yemişlere, töre kurbanı gencecik kadınlara, 12 yaşında 50'lik adamlara pornografik-oyuncak niyetine yem edilmiş kız çocuklarına döndürüldüler.

Yıl 1977-78'e doğru giderken DİSK (Devrimci İşçi Sendikası Konfederasyonu)'na bağlı iller bankasındaki sendika ayda 1,5 bin miydi milyon muydu neydiyse bir parayı ölüm sandığına aktaracak, kreş açacağız. Beni seyredin ki nasıl coştum. Hemen Kreş Yürütme Kurulu Başkanı oldum: 1 matbaa işçisi Mevlüt (eski mahkum aftan çıkıp işe alınmış), 1 odacı Yunus ve ben üçümüz kreş yürüteceğiz.

Diyorlar ki, paraya dikkat edin laf gelmesin. Mevlüt'ün koluna giriyorum, Samanpazarı'na çıkrıkçılara tırmanıyoruz. 7 yerden fiyat sorup en ucuzuna çatal kaşık falan filan satın alıyoruz mutfak avadanlıklarını. Bahçeli'de bir 3 katlı ev tutuyoruz. Dayayıp döşüyoruz. Tenekedeki bilgiler milim sapmıyor. 1978 kreş açılıyor. Ben de 2 yıllık sürenin sonuna geliyorum yavaş yavaş haa.

Bu sırada kreşe müdür seçilecek. Kadın Müdürde karar kılıyoruz. Bir sürü başvuru var, biz seçmeleri yapıp tüm yönetim kuruluna sunuyoruz. Ki bir erkek müdüre meyil ettiklerini hayretle görüyoruz. Çünkü yönetimde 7 kişiyiz ama Mevlüt'le Yunus'suz karara hayır diyorum ben. Ediyor 9 hepimiz. Bir de ne göreyim hepsi adama oy verecek. Diyorum ki başta neden demediniz? Anlıyorum ki bu yönetim de tek kelaynak benim. Hepsi bir siyaseti temsil ediyorlar ve başka yerlerden aldıkları kararı ortaklaştırdıkları yeni bir karar olarak dayatıyorlar. Taktir ettiğim solla ilk mücadelem başlıyor.

Hepsine meydan okuyup imza toplamaya çıkıyorum. Tavsiye edilen adamın işyerine gidip ortalığı birbirine katıyorum ki, hemen yanımda bir siyaset destek verip diğerlerini ekiyor. İmzanın yarısında pes ediyorlar ve Mevlüt, Yunus ve ben galip geliyoruz.

Bankanın arabaları çocukları bankaya getirecek servis otobüslerine anne ya da babalarıyla binecekler.

Çocuk alımında işçilerin hepsinin çocukları alınacak. Gördük ki hiçbiri veremiyor çocuğunu. Üst yok baş yok, evde karıları ne güne duruyor? Ve işçinin parasıyla memura kreş açtığımızı görüp kafam dank ediyor. Yine de işçi statüsünde çalışan kadınların çocuklarına yarıyor eh işte. Gelelim memurlara bari onları kollayalım diye en az maaşlıya en çok puan, artı en çok çocukluya en çok puan deyip bir liste yapıyoruz ki küçücük maaşlarıyla evde yemek tenceresi kaynamadan öğleyi kurtardık diyen diyene. Ve bu kreş eşel mobil sistemi ile inanılmaz bir sevinçle listeler hazırlıyoruz.

Bir dilekçe ile kaydolan bir kadının çocuğunun gayrı meşru olduğu şikayet ediliyor. Yine yönetimin tümü ben, Yunus ve Mevlüt'e bırakıyor işi. Ben yıkılana kadar sınanıyorum. Mevlüt bıçak taşıdım katil oldum diyen 10 yıl yatıp afla çıkmış bir garip, Yunus çocuğunu Bentderesi'ndeki meşhur sele kaptırıp aklını gevşetmiş bir odacı.. ama ikisi de tertemiz adamlar. Buzda kaya kaya gidiyoruz kadının evine. İkiz çocukları var. Babası evde birine bakıyor diğerini bizim kreşe vermiş ki babasının yükü azalsın. İki arkadaşımın kolunda buzlarda kaya kaya dönüp geldik. Ve ben bütün kreşe çocuk veren anneleri topladım. Durumu anlattım. Dediler ki kalsın. Tek tek yazdık isimleri bastılar imzaları. Bu aynı kadına yıllar sonra lojman verilmediydi. Bana verdiniz ona da verilecek diye yine ortak bir kaderin yolcusu olduyduk.

Derken kimsenin benimle uğraşamayacağına, bana sırnaşamayacağına inanıp evliliğe noktayı koyuyorum.


Bir başka kamu kreşi, İTÜ İstanbul 1982

1 yıl kadar sonra Ecevit Hükümeti, umudumuz ve Karaoğlan fattiri futturi ve 1970 Onbirler Hükümeti ve çöküş. Bu sırada kreşte bir kadın bakıcıya kaloriferci diyor ki sevdalandım ben sana. O da diyor ki camdan atlarım. Adam tamam istemezsen isteme diyor. Ama okul idaresi kuruyor bir halk mahkemesi. Yargılıyor adamı. Adam diyor ki . Karım hamile , anlarsınız ya. kadının da kocası askerde ne olacak ki? Sordum istemedi, bitti bu iş.. Aman Allahım bütün sol jargonlar döküle saçıla geliyor bir rapor ki halk mahkemesi kararı vermiş adamı kapıya oturtmuşlar. Ben sol mol bildiğim yok ama iyi bildiğim bir şey var. Ekmekle Oynanmaz. Akşam eve işten atıldım diye döndüreceksen bir babayı vur öldür daha iyi. Babam derdi böyle. Ve dayak atarım yanımda çalışana ama işten atmam. Bu kalmış hatırımda. Oturduk bir salona adamı çağırdık ki Yunus, Mevlüt ve ben karar vereceğiz herkes uyacak buna.

Ben dedim ki saldırdın mı? Yok dedi söyledim, hayır dedi camdan atlarım da dedi. Ben hemen kaçtım. Kadının kocası duyarsa dedik ne olacak. Kendi duyurdu dedi. Herkes benim ağzıma bakıyor. Ya rapor ne olacak şimdi.

Mevlüt'e dedim ki ne edelim. İşten atmak yok. Ne yapalım? Dediler ki hep beraber bir başka iş bulalım nakledelim bu adamı. Okey. Bunu böyle hallettik. Kadının durumunu herkes duymuştu, kocası dönünce isterse biz devreye gireriz karısının ne kadar namuslu falan olduğunu anlatırız deyip söz verdik. Okuldaki sol da beni sevmedi bu varan iki oldu..

Sinema makinesinden tutun da bahçeye kaydırak, salıncak hep sefaret bahçelerinden ordan
buradan toparladık. Ama kerahat vakti yaklaşıyormuş ki her gün bir acayip dedikodu çıkıyordu. Lafı üretenler hep CHP'li arkadaşlarımdı. Bir marş çocuklara öğretiliyormuş. Çocuklara ne sorarsan evet diyorlar. Ve Korutürk cumhurbaşkanı. Eşi kreşi ziyaret etti bizi. Ve Ecevit Hükümeti düştü. Müdür Şükran Hanım beni teftişe verdi. Çünkü kreş mreş diye izin almamışım, tam üç aylık liste tutulmuş. Aman tanrım solu sağı ama daha çok solcu arkadaşlarımın hepsi imzaları basmış. Ve o sırada Kahramanmaraş olaylarının 1.yıldönümü; bir kapıya afiş asıp anma günü çağrısı yapan 3 arkadaşı Şükran Hanım'ın odasına gelen polis daktilocusu ifadeye alarak hepsini karakollara götürdüler. Şaştık da kaldık. Bu Şükran Hanım Bedri Baykam'ın teyzesi idi. Zahir makamı elden gidecek diye çark etmişti. O üç kişi acele işten atıldılar. Ben artık sağı solu şaşırmıştım, ve bir sabah telefon geldi. Kimden mi? O gayrı meşru çocuğu var diye ilişkilendiğim kadından. Abla rapor al dedi. Elazığ'a sürüldün. Hemen rapor aldım. Beni kim korudu biliyor musunuz? Mevlüt'le Yunus. DİSK'e gitmişler. Ve eski genel müdür müsteşardı Mazhar Haznedar onu bulup daha imzada Ankara bölgeye tayinimi döndürüp bana da dediler ki hemen git tebellüğ et Şükran Hanım uğraşıyor.

Evde raporlu otururken Kızılay'a inemeyeceğimi falan düşünmüştüm niyeyse. Ama bu düzeltmeye çok sevindim di.

Daha sonra daha 12 Eylül'de göz altına alınmamda bile tek suçum hep kreşti biliyor musunuz?

Kreşin kapatılışını bu yüzden görmedim, önlemek için hiçbir şey yapamadım. Arkadaşlar yönetim olarak kreşi devretmişler bir kadına. Elektrik suyu unutmuşlar kapattırmayı. Kadın kullanıp kullanıp terk edip gitmiş. Bir haber geldi ki ödeyin diye.

Ben dedim ki kaç para. 26 bin mi, milyon mu, bir 26 aklımda kalan. 7'ye bölününce bana düşen bu. Yunus'la Mevlüt hariç. Baktım. 10 günlük arazi harcırahım, tamam dedim unuttuysak ödemeliyiz. Adı faşiste çıkmış bir Muhasebe Daire Başkanı'ydı telefondaki. Üzüntülerimi ilettim ona. Derken genel kurul oldu. Artık onlara kaptıracağız seve seve yönetimi vereceğiz. Ben parayı biriktirdim hazır. Aman Allahım ne hırsızlığımız ne filanlığımız kaldı yarabbim parayı ödesek hepten ispat olacak söylenenler. Derken Allah selamet versin o Muhasebe Daire Başkanı Naci Bey çıkıverdi kürsüye: Faşistler çok sayıyor onu. Dedi ki, bunlar bir alışveriş yapmışlar ki her kaşık için 7 teklif var. Her şey kayıt kuyut altında. Destan gibi her şeyleri rapor yapmışlar. Ve elektrik su parası ceplerinde geldiler, bu borç onlara ödetilmez dedi. Başkanımız Faruk gözleri görmeyen bir hukuk mezunu ama santral memurluğu yapandı. İkimiz ağlamaya başladık ki nasıl. Hiç kör birisini ağlarken gördünüz mü? Bu ağıtların en ağırıdır ki hiçbir notaya sığmaz. Cebimizde kalan paralarla sanki zengin gibi sanki son dakikada affedilen idamlık biri gibi bu kreş sayfasını kapadık gitti. Yanarım yanarım teneke dolusu kreş kurma evrak-ı müsvettelerime yanarım. Kim bilir nerededirler. Geçmiş gün diyerek burada andığım herkesi daha sonra başka başka kılıklarda kimliklerde hep yeniden yaşadım yaşıyorum.

Ama ilk kamu kreşi açılışı övünmelerimi ne yazık ki en çok teftiş kurulu savunmalarımda kullandımdı.

Ve yıllar sonra da sizlere anlatmak istedim.

Sevgilerimle..
        

BÜLTENLER
  



BAZI KADIN ÖRGÜTLERİ
Son güncelleme tarihi:  Mon, 01 Oct 2018 02:02:56 GMT

Ana Sayfa | Hakkımızda | Basında Kadın Mühendisler | Yazılar | İletişim ve Üyelik | Bağlantılar